AİLE KURTARAN ŞEFKAT - Bahçevan Kitapları
AİLE KURTARAN ŞEFKAT / HİKAYE - MAKALE

AİLE KURTARAN

Okunma 1562
Bir kış günü, hava oldukça soğuk ve rüzgârlı... Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor. Bir iş için Altındağ semtine gidiyorum. Yolun karşı tarafında yağmurdan sırılsıklam olmuş ve kenarda bekleyen bir insan dikkatimi çekiyor. Gelip geçen taksilere, minibüslere el kaldırıyor; ama hiçbiri ona aldırmıyor, onunla ilgilenmiyor, durmadan geçip gidiyorlar. Kenarda bekleyen adamın hareketlerinden sarhoş olduğu anlaşılıyor.
Altındağ'da işimi bitirip döndüm. Baktım bu zavallı insan, soğukta hâlâ bekliyor.
Arabamla önünde durdum, “Kardeşim! Buyur, seni evine götüreyim.” dedim. Şöyle camdan yüzüme baktı, biraz mahcup bir hâlde, “Ağabey! Senin arabana binmeyeyim, alkollüyüm.” dedi. “Hayır, bineceksin. Bilerek durdum, buyur!” dedim. “Arabana istifra ederim, kirletirim, binmeyeyim.” dedi. “Soğukta ölmeye mi niyet ettin?” dedim ve zorla arabama bindirdim. Adam yağmurda sırılsıklam olmuş ve tir tir titriyordu. Bir marketin önünden geçiyorduk. “Küçük çocukların var mı?” dedim. “Var!” dedi utana sıkıla. Arabadan inip çocuklara çikolata, bisküvi aldım ve “Eve varınca çocuklara ikram edersin. Benim hediyem olsun.” dedim. “Ağabey! Küçük çocuklarım var; ama ben eve varınca hiçbiri yanıma gelmez, beni gören evin bir köşesine kaçar.” dedi. “Niçin senden kaçarlar?” dedim. “Çünkü her gün böyle içip eve sarhoş giderim. Onlara kızar, bağırır, çağırırım. Yakaladığımı da döverim. Onun için eve geldiğimi görünce hepsi odalarına çekilir, yataklarına saklanır, korkudan yanıma yaklaşamazlar.
Bunları duyunca çok üzüldüm ve kendisine şöyle dedim:
“Bak kardeşim! Herkes yanlış yapabilir, hata yapabilir. Önemli olan yanlışta ısrar etmemektir. O yavrucaklar, Allah’ın sana bir emaneti. Sen onların babasısın, nasıl öyle davranabilirsin? Onların, senin şefkatine ve merhametine, hava ve su kadar ihtiyaçları var. Sevgi, şefkat ve merhametİ, çocuğu besleyen ve büyüten en büyük gıdalardır. Bana söz vereceksin. Bu akşam evine varınca yavrularını kucağına alacak, onları sevip okşayacak, bu çikolataları kendi ellerinle onlara yedireceksin. Tamam mı, söz mü?”
“Tamam, söz veriyorum. Dediklerini yapacağım.” dedi.
Nihayet onun tarifiyle mahallelerden, sokaklardan geçerek kenar semtteki evine geldik. Bizi hanımı karşıladı. Kocasına yardımcı olduğum için duygulandı, bana teşekkür etti. Israrla eve girip bana çay ikram etmek istedi. İşim olduğu için kartımı bırakıp müsaade istedim ve oradan ayrıldım.
Zavallı adamcağız evine girince her zamanki sahneler gerçekleşmiş. Yavrucaklar korkudan kaçacak delik aramışlar. Baba üstünü başını değiştirip oturma odasına geçip oturmuş. Küçük kızcağızı kapıdan çıkarken babası ona seslenmiş:
“Kızım! Gel yavrum, otur yanıma.”
Kızcağız şaşırıp kalmış. Babasının sesi bu güne kadar hiç duymadığı ton ve sıcaklıktaymış. Kapıda durup kalıvermiş ürkek bir tavırla.
“Gitse mi, gitmese mi? Acaba yine bağırıp döver mi? Yatağına mı kaçsa?”
Derken babası tekrar yumuşak bir sesle:
“Haydi yavrum, gelsene! Bak sana neler getirdim, al bunları.” diyerek çikolataları göstermiş.
Çocuk yavaş yavaş, korkarak babasına yaklaşmış. Babası, yavrusunu dizine oturtmuş ve saçlarını öperek okşamaya başlamış. Kızcağız şaşırıp kalmış. Baba sevgisi, babanın okşaması ne güzel bir şeymiş. Babanın yavrusunu öpmesi, onu “Yavrum!” diye sevmesi ne tatlı, ne sıcak şeymiş. Zavallı küçük kız, bu şaşkınlığı bir müddet atamamış üzerinden. Kim bilir ne zamandan beri böyle sıcak bir sevgiyi tatmamış. Hep baba şefkatinin hasretiyle yanıp duruyormuş küçük kız. Şimdi babasının ona “Yavrum!” demesi, saçlarını okşaması, bağrına basması... Ne tatlı, ne sıcak bir yermiş baba kucağı! Ancak o akşam anlamış. Bu yakınlık ve sevgiden cesaret alan kızcağız ayağa kalkmış, kollarını makas gibi açarak bütün hasret ve heyecanıyla babasının boynuna sarılmış. Bulduğumu kaybeder miyim acaba, endişesiyle, “Babammm! Babam! Babacığımmmm!” diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Zavallı kız babasının getirdiği çikolatayı çoktan unutmuş. Çünkü her şeyden daha tatlı olan babasını bulmuş. Gözyaşları içerisinde ona sarılıp yılların açlığını gidermeye çalışıyormuş. Zavallı adam! O da hüngür hüngür ağlıyor, baba kız gözyaşlarına mani olamıyorlarmış. Bir tarafta da hıçkırıklara boğulan anne, gözlerine inanamıyormuş. “Allah’ım, sana şükürler olsun!” diyormuş. Sonra baba ayağa kalkmış, evdeki tüm içki şişelerini bir daha içmeme azmiyle ve kararlılığıyla kırıp çöpe atmış.
Bütün bu olup bitenleri nereden mi biliyorum? Onu da anlatayım. Bir gün mağazamda otururken tezgâhtar, “Efendim ziyaretçileriniz var.” dedi. “Kimmiş bakalım! Gelsinler.” dedim. Baktım o aile, hep birlikte gelmişler. Kadıncağızın iki gözü iki çeşme: “Ağabey! Sen melek misin, Hızır mısın, nesin? O gün seni Allah gönderdi. Nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. O yağmurlu günde sen beyimi sarhoş hâliyle yoldan alıp eve getirdin. O günden sonra dünyamız değişti. Kocam içkiyi bıraktı, Allah'a yöneldi, yavrularım baba sevgisine kavuştu, evimiz bir Cennet köşesine döndü, korkularımız bitti. Buna vesile olduğunuz için Allah sizden razı olsun!” diyor, gözyaşlarına boğuluyordu. O akşam evde olan biteni bir bir anlattı kadıncağız.
İlk yorumu siz yapın!

 

 

.
Etkinlik ve Özel Günler Takvimi
Takvim UFUK BT