İZZETLİ BİR ŞEHİT AİLESİ: SIDIKA HANIM (Görgülü Olmak) - Bahçevan Kitapları
İZZETLİ BİR ŞEHİT AİLESİ: SIDIKA HANIM (Görgülü Olmak) / 12-14 Yaş

Yazan: Nurten MEŞHUR

Okunma 1472
Sıdıka Hanım, ömrünü kelime-i tevhit ışığında geçirmiş, asaletiyle tam bir Osmanlı beyefendisi olan Zekeriya Bey’in büyük kızıdır. Yaratılış itibariyle çok hareketli biridir. Henüz çocuk yaşlarında ağaçların üstünden inmeyen, at arabasında zıplarken saç örgüleri dallara takılan enerji ve hayat dolu bir kız çocuğudur. Sıdıka Hanım’ın hareketliliği annesini tedirgin eder ve o civarda oturan duası makbul bir hocaefendiye,
— Efendim, pek yaramaz! Bir gün bir ağaçta asılı kalacak diye korkuyorum, der.
Hocaefendi gönül gözü açık biridir.
— Görün bakın ki o ne hanım olacak, diye cevap verir.
Bu cevabın ne anlama geldiği sonradan anlaşılır. Sıdıka Hanım’ın yaşı on altıdır. Zekeriya Bey’in arkadaşı Kâzım Bey bir teklifle çıkagelir. Güzel ahlâkı ile tanıdıkları subay olan Naim Bey’e, güzel ahlâka gönül vermiş Sıdıka Hanım’ı istemektedir. Zekeriya Bey, kızı Sıdıka Hanım’ı yanına çağırır,
— Kızım Sıdıka, Naim Bey isminde bir teğmen sana talip. İyi düşün! Bu işler hayatî mevzulardır, bir saatte verilecek karar olmaz. Sana bir hafta zaman, neticeyi annene haber verirsin, der.
Sıdıka Hanım, babasına edebinden bir şey diyememiş olsa da içinden binlerce defa “Hayır!” der. Çünkü okumayı çok seviyor ve annesinin rahatsızlığı nedeniyle yarım bıraktığı tahsilini tamamlamak istiyordur. Ertesi sabah babasına annesi vasıtası ile hayır cevabını iletir. Ancak bir süre sonra Subay Naim Bey’den güzel ifadelerle dolu bir mektup gelir ve evlilik talebi yinelenir. Sıdıka Hanım’ın fikri değişmese de mektuptaki güzel ifadeleri defterine yazma isteği duyar. Babasının yazıhanesinden mektubu alarak defterine güzel bulduğu cümleleri kaydeder. Bu davranışı, annesinin ve babasının gözünden kaçmaz. Sıdıka Hanım’ın bu evliliğe gönlü olduğunu; fakat utancından “Hayır!” dediğini sanarak Naim Bey’le evlendirirler. Sonrasında Sıdıka Hanım, Naim Bey’i çok sever.
Aradan zaman geçer. Subay Naim Bey’in Gelibolu’ya tayini çıkar. Ardından da Çanakkale Savaşı patlak verir. Naim Bey bir paşa oğludur. İstese başka bir yere tayinini aldırarak güzel ahlâklı güzel eşi ile dünya saadetine devam edebileceği hâlde Allah ve vatan sevgisi için isteği ve kendi rızası ile Çanakkale’de kalır. O günün şartlarında çiçeği burnunda eşi ve ailesi Naim Bey’i, Gelibolu’ya kadar geçirirler. Her ikisinde de bir isyan hâli yoktur. Sıdıka Hanım, asker eşi olmanın şerefi ile dimdik ve tevekkül içindedir. Naim Bey ise Çanakkale’de birçok kahramanlıklara adını yazdırır. Savaşta yaralanarak İstanbul askerî hastanesine kaldırılır. Kendisine bir müddet istirahat izni verilmesine rağmen ailesi ile görüşmekten çekinir. Güzel hanımı ve dünyaya yeni gelmiş oğlunu görünce bir daha cepheye dönemeyeceğinden korkmaktadır. “Ben onlarla bir kere vedalaştım, bir daha vedalaşamam!” diyerek cepheye geri döner. Bu onun son gidişidir. Subay Naim Bey de Çanakkale şehitleri arasına katılır. Beyinin şehadet haberini aldığında Sıdıka Hanım henüz on sekiz yaşındadır. Genç yaşında çok sevdiği beyini kaybetmesine rağmen metanetini korumuş, teslimiyet ve tevekkül ile dengesini muhafaza etmiştir.
Sıdıka Hanım, yirmi yaşına geldiğinde biricik oğlunu da kaybetmiş genç bir şehit hanımıdır artık. Varlıklı ve muhterem ailelerden birçok isteyeni olduğu hâlde hiç birini kabul etmemiştir. Başına gelen tüm bu musibetler için asla isyan etmemiş, büyük ve güzel bir sabır göstermiştir. Kendini Allah yoluna ve insanlara adayan Sıdıka Hanım, seksen iki yaşında bu dünyadan bekâ âlemine göçmüştür.
Sıdıka Hanım’ın yirmi yaşından seksen iki yaşına kadar olan bereketli ömrü, şehit ailesi olmanın izzetini üzerinde taşıyarak geçmiştir. Hayatı Kur’an ve sünnet ışığı ile aydınlanan bu İstanbul hanımefendisi; hanımlığı, letafeti, misafirine ikramı ve hürmeti ile bizlere örnek olmuştur.
Kapısı her zaman herkese açıktı. Misafirine evde ne varsa onu ikram ederdi. İkram ettiği peynir, zeytin de olsa onları tabağa özenle yerleştirip gönlünden sunardı. Tertipli ve düzenli olmanın bir hanımın değişmez vasfı olduğunu düşünürdü. Herkese karşı nazik ve latif muamele ederdi. İnfakı çok seviyordu. Sade ve temiz giyiniyordu. Sıdıka Hanım Teyze’yi tanıyanlar onun dört tane hırkası olduğunu ve hep bunları giydiğini söylerler. Giysilerine özenle bakıyor, kollarını aşınmasın diye içeriye kıvırıyordu. İsraftan kaçınıyordu. Ziyaretine gelenlere Peygamber Efendimiz’i ve peygamber kıssalarını anlatarak birçok kişiye rehber oluyordu. O, gelecek nesillere örnek olacak zarif bir İstanbul hanımefendisiydi.
Herkese, karşılaştığı her yaştan insana değer verir ve bunu hissettirirdi. Hatta küçük bir bebeğe bile... Ziyaretine giden hanımların küçük bebekleri için önceden muhakkak uyuyacağı rahat bir mekân hazırlardı. Küçük misafirinin altı değiştirilir diye önceden temizlik için pamuk ve su hazır ederdi. Evinde uykuya dalan bebekleri anneleriyle uğurlarken, “Bu yavrucağın da hakkı kaldı bizde!” der ve onları ikramlayamamanın üzüntüsünü ifade ederdi.
Ölmeden önce vefat edeceği kendisine bir rüya ile işaret edilmişti. O gün gelip çatmadan neyi var neyi yoksa hepsini infak etmişti. Kendisine verilen ömür sermayesini özenle, itinayla kullanmıştı. Ardında kendisini her güzellikte anan, onu nezaketi ve zerafeti ile hatırlayan insanlar bıraktı.
İlk yorumu siz yapın!

 

 

.
Etkinlik ve Özel Günler Takvimi
Takvim UFUK BT