MİKROBİYOLOJİNİN BABASI: AKŞEMSEDDİN - Bahçevan Kitapları
MİKROBİYOLOJİNİN BABASI: AKŞEMSEDDİN / 12-14 Yaş

Yazan: Elif Solmaz

Okunma 2862
Osmanlı Devleti’nin ismini zirvelere yazdıran padişahlar, tarihte birer numune olarak yerlerini almışlardır. Bilinmelidir ki, bu zirveleri ayakta tutan ise dayandıkları manevî kuvvetlerdir. Mesela ismi cihanı titreten Fatih Sultan Mehmet Han, nasıl ki İstanbul’un fatihi ise, onun ruhundaki fetih aşkını ortaya çıkaran, bu azmi her daim destekleyen manevî fatih de Akşemseddin, nam-ı diğer Ak Şeyh’tir.
Ak Şeyh, 1390 yılında Şam’da dünyaya gelmişti. Asıl ismi, Mehmet Şemsettin bin Hamza’dır. Babası, Şeyh Şerafeddin-i Hamza’dır. Akşemseddin Hazretleri’nin soyu, Hazreti Ebubekir’e dayanır. Saçının ve sakalının beyaz olmasından, her daim beyaz elbiseler giymesinden dolayı kendisine Ak Şeyh denmiştir.
Akşemseddin, yedi yaşına geldiğinde babası ile birlikte Amasya’ya gelmişti. O, küçük yaştan itibaren ilme çok meraklıydı.
Ünlü medreselerde başta İslâmî ilimler olmak üzere astronomi, tıp, biyoloji, matematik alanlarında tanınmış hocalardan ders aldı. Kısa zamanda namı her yere yayılan Akşemseddin, Amasya medreselerinde müderrisliğe başladı. Burada yüzlerce talebe yetiştirdi. Akşemseddin, bu ilimleri aldıktan sonra ruhuna şifa olacak manevî ilmi almak üzere Hacı Bayram-ı Veli’nin yanına gitti. II. Murat dönemiydi. Hacı Bayram, II. Murat’ın daveti üzerine talebesi Akşemseddin’i de alarak Edirne’ye doğru yola çıktı. Sarayda büyük bir ikram ve tazim ile karşılandılar. II. Murat Han, Konstantiniyye’nin fethinin kime nasip olacağını Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri’ne sorduğunda, “Sultanım! İstanbul’u fethetmek size nasip olmayacak. O mübarek belde muhakkak fetholunacaktır! Fakat ben dahi bunu göremeyeceğim. O fetih, sizin şu beşikteki oğlunuz ile bizim köse Akşemseddin’e nasip olacaktır!” cevabını aldı. Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri, Akşemseddin’i şehzade Fatih’i eğitmek üzere Edirne’de bırakarak yola çıktı.
İstanbul kuşatması için birçok devlet adamı zaferi hayâl olarak görürken Akşemseddin Hazretleri gönüllerdeki tereddütleri kırarak, “Sultanımız Allah’ın izniyle Konstantiniyye’yi fetheyleyecektir!” diyordu. Akşemseddin’in bu destekleriyle ve yardımlarıyla İstanbul fetholunmuştu. İstanbul’un fethinden sonra ilk iş olarak Ayasofya, camiye çevrildi. Cuma namazını bizzat padişah kıldırdı. Hutbeyi ise Akşemseddin Hazretleri verdi. Fatih Sultan Mehmet, hocası için şöyle diyordu: “Ben İstanbul’un fethinden çok, hocam Akşemseddin’in zamanımda yaşadığına seviniyorum.” Fetihten sonra hocası Akşemseddin, sultanın talebi üzerine Ebu Eyyub el-Ensârî Hazretleri’nin kabrini buldu.
Fatih dönemi, her yönden olduğu gibi tıp alanında da yeniliklere sahne olmuştu. O zamana kadar tıbba dair yazılan kitaplardaki bilgiler noksan ve yetersizdi. Çalışmalar eski kitapların tercümesi veya aynıyla yazılmasından ibaretti. O dönem tıp alanına en büyük katkıyı sağlayanların başında yine Akşemseddin geliyordu. Akşemseddin, iyi bir hekimdi. Akşemseddin, hastalıkların sebeplerini araştıran hekimlerin ilk sırasındaydı. Bir ev içinde insanların muhtelif aralıklarla aynı hastalığa yakalanmasının bir rastlantı olamayacağını düşünüyordu. Bu çalışmanın neticesinde Pastör’den tam 400 yıl önce mikrobu keşfetti. Tıp ile ilgili yazdığı “Maddetü’l-Hayat” isimli eserinde, “Hastalıkların insanlarda teker teker peyda ettiğini zannetmek yanlıştır. Hastalıklar, insandan insana görülmeyecek kadar küçük tohumlar vasıtasıyla geçer.” diyerek ilk kez mikrobun tanımını yapmıştı. Tıp dünyasına kazandırdığı bu bilgi ile kendisine “İkinci Lokman Hekim” denildi. Ayrıca bu bilgi ile karantinanın mantığını da ortaya atmıştı. Mikroorganizmalardan bahseden ilk kişi olarak Akşemseddin, mikrobiyolojinin babası sayılır.
Akşemseddin’in, Yadigâr-ı Tıbb isimli kitabı Tıbb-ı Nebevî’nin tercümesidir. Aynı zamanda bu kitap, o zamana kadar çok ender görülen efsanelerden birini de içinde barındırıyordu. Kitapta Akşemseddin, Mai Kibrit-i Şerif’in (asit sülfirik, kükürt bileşimli, ince kibrit gibi bir madde) iki bin türlü hastalığa şifa olacağını yazıyordu. Akşemseddin bu olayı, rüyasında da gördüğünü söylüyordu. Bu bilgi, eski tıp tarihi içerisindeki en önemli efsane sayılmıştır.
O dönem sıtma nöbeti, bir hastalık belirtisi olarak görülmezdi. Sıtma nöbetine gök cisimlerinin, ayın hareketlerinin, farklı varlıkların sebep olduğu zannedilirdi. Akşemseddin bu görüşe karşı çıkarak sıtma nöbetinin sebebini izah etmişti. Zamanın tıbbı içerisinde bu bilgi de takdire lâyıktı.
Dolu dolu geçen bir ömrün sonunda Ak Şeyh, Bolu’nun Göynük ilçesinde ruhunu teslim etti. Fatih Sultan Mehmet, 1464 yılında hocasının kabri üzerine bir türbe yaptırdı.
Akşemseddin Hazretleri’nin nasihatlerinden bazıları şunlardır:
“Daima abdestli ve temiz ol!”
“Namazda tembellik etme!”
“Yolculuğa yalnız çıkma!”
“Sadakayı ihmal etme!”
“Allah’a isyandan sakın ki, hafızan ve zekân artsın!”
İlk yorumu siz yapın!

 

 

.
Etkinlik ve Özel Günler Takvimi
Takvim UFUK BT