Parlayan Taşlar - Bahçevan Kitapları
Parlayan Taşlar / 9-11 Yaş

Yazan: M. Necati SEPETÇİOĞLU

Okunma 1683
Derler ki Manisa’da Muradiye Camii, yüzyılların karartmadığı kocaman bir ışık yumağı gibi pırıltılı aklığını, Manisa’nın genç bir köylüsüne borçludur. Hele o yumak yumak büyüyen apak caminin duvarlarında daha beyaz, daha ışıklı, donmuş bir kar gibi saf beyaz; ama ılık ve yer yer ışıldayan taşlar, yüzde yüz o Manisalı gencin ellerinden aklanmış, parmaklarından ışık almıştır.
Yine derler ki Manisa’daki Muradiye Camii’nin mimarı Koca Sinan’dır. Şu İstanbul’u dev parmaklarıyla göğe ulaştıran, kubbe kubbe kucaklayan Koca Sinan’dır. Göz göz olmuş pencerelerinde ışıklı bir ikindi sonunda İstanbul’u bir haşmete bürünüp hayran tebessümleriyle süzen Koca Sinan’dır.
Manisa’da Muradiye Camii yapılırken Koca Sinan gün ışırken gelir, gün batana kadar orada adım adım, el el, parmak parmak caminin yükselişini, gözlerinde hep susan, hiç konuşmayan bir düşünceyle seyredermiş. Meşhur âlim Merkez Efendi’nin, Manisalılar’a avuç avuç mesir macunu serptiği “Bimarhâne”nin karşısındaki küçük bir tepeciğe, bütün Manisa’yı ışıklandıracak bir ilâhî pencere oturtmanın heyecanını gizliden gizliye içinde ürperen bir deprenişle duyar, en küçüğünden en büyüğüne, en önemlisinden en önemsizine kadar her işçiyle teker teker ilgilenirmiş. Birinin biraz yüzü mü asık? İzin verir, o günkü ücretini de ödetir, dinlendirirmiş. Bir başkasının canını biraz sıkkın mı gördü? Yüzünü güldürünceye kadar yanından ayrılmazmış. Gün olmuş, Koca Sinan eline kazma kürek almış, çalışmış; gün olmuş taş taşımış, toprak taşımış. Ve camii, mimarından kazmacısına kadar herkesin akan alın teriyle birlikte yoğrulmuş.
Ve bir gün… Gün ışırken daha, işbaşı yeni yapılmışken, Manisa köylerinden henüz bıyığı yeni terlemiş bir genç işçinin, akıl almayan bir garip çalışma içinde bocaladığını görmüş Koca Sinan. Çocuk denecek kadar genç köylü işçi, ağır ve kocaman bir taş kucaklıyor, uzaklardan camiinin yakınına kadar getiriyor, toprağa ve ustaların yonttuğu öteki taşların yanına bırakıyormuş gibi yapıp bırakmadan kaldırdığı gibi ilk aldığı yere geri götürüyormuş. Bir, iki, üç, dört… Derken bu hep böyle devam etmiş. Genç, hiçbirinde de taşı toprağa bırakmamış, öteki taşlara değdirmemiş.
Koca Sinan, bir tuhaf olmuş bunu görünce. Korkutup gücendirmemeye çalışarak yavaş yavaş gencin yanına varmış, elini omzuna koyup delikanlıyı durdurmuş ve şöyle demiş:
- Oğul! Nedir bu senin yaptığın, anlayamadım. Maksadın nedir?
Genç, taş kucağında olduğu hâlde bir yutkunmuş, iki yutkunmuş, kızarmış, ter su olup akmış yüzünden. Ama Koca Sinan’ın pırıl pırıl gözbebeklerine karşı yalan söyleyememiş: “Beni bağışla ağam!” demiş. “Gencim! Bu gece düşümde bir iştir oldu, kirlendim. Bir yoksul köylüyüm, bir gün çalışamazsam aç kalırız evcek o gün. Sabahtan onun için işbaşı yaptım ve gusül abdesti almaya fırsat bulamadım. Hamam biliyorsun ki çok uzakta. Bu mübarek camiye, böyle kirli hâlimle taş taşıyamam. Ellerimle kirlenecek taşları ne bu camiye ne de şu taşların yanına bırakabilirdim. Ama gündeliğimi de hak etmem gerekti, hak etmezsem haram lokma yemiş olurdum. Onun için bu taşı böyle taşıyorum işte. Akşama kadar taşıyacağım ve sonunda götürüp uzakta bir yana atacağım. Ne yapalım, cami kirleneceğine bari bir taş kirlensin sadece.”
Dolmuş Koca Sinan’ın gözbebekleri; ama genç köylüden utanıp ağlayamamış. Usulca demiş ki
- Git! İzinlisin bu gün. Var hamama, yıkan da gel!
O gün caminin inşaatını durdurtmuş Koca Sinan. Çarçabuk caminin yanına bir hamam yaptırtmış.
Ve o günden sonra, her işçinin elini sürdüğü taş daha ak, daha parlak olmuş. Manisalı köylü gencin elinin değdiği taşlar ise aktan daha ak, parlaktan da parlakmış. Cami duvarlarında göz alan beyazlıktaki taşlar, o taşlarmış işte. Manisalı köylü, o taşlarda, o camiden, yüzyıllar boyu ak ak bakar olmuş.
İlk yorumu siz yapın!

 

 

.
Etkinlik ve Özel Günler Takvimi
Takvim UFUK BT