Temizlik Tarihi - Bahçevan Kitapları
Temizlik Tarihi / 12-14 Yaş

Yazan: Harun KIRKIL

Okunma 1728
Dünya tarihinde “Temizlik Tarihi” adında bir bölüm açılsa ne kadar gülünç hakikatler ortaya çıkardı. İnanın, bunlara çok gülerdik; ama günümüzün modern ve çağdaş Avrupalılar’ı belki bunlara gülemez, belki bunları çokça utanarak okurlardı.
Size temizlik tarihiyle ilgili bazı şeyler anlatacağız. Bunlardan ilki Sultan İkinci Bayezid döneminde yaşanmış: Moskova Kralı’nın, Mihail Plachtneef adında elçisi İstanbul’a gelir. Fakat elçinin üstü başı fazlasıyla pistir. Adamın pis kokusundan yanına yaklaşmak neredeyse imkânsızdır. Yanında bulunan devlet adamları, kusmamak için kendilerini zor zapt ederler. Sonunda çareyi onu hamama götürüp yıkatmakta bulurlar. Ama bakarlar ki, adamın hamamda yıkanmak, temiz çamaşır giymek diye bir şeyden haberi yok. Adamla uğraşamayacaklarını anlayan devlet adamları, onu kimseyle görüştürmeyip İstanbul’dan kovmaktan başka çare bulamazlar.
Şimdi anlatacağımız şey ise daha da şaşırtıcı! İsviçre’nin Branderburg Prensi, kendi şatosunda bir ziyafet düzenler. Ziyafete çağırdığı bir derebeyine (o zamanın valisi) gönderdiği davetiyede yazdığı şu açıklamaları okuyunca onların ne kadar temiz(!) ve zarif(!) olduklarını anlarsınız:
* Eti yedikten sonra lütfen kemiği arkaya atmayınız!
* Yağlı ağzınızı elbiselerinizin kollarına veya yenine silerek temizlemeyiniz!
* Sofrada yemek yerken tabağı kaldırıp altına tükürmeyiniz!”
Ortaçağ Avrupası’nın pisliğini anlatan eserleri okursanız, İslâm beldelerinde yaşayan insanların hemen hemen her gün yıkandıklarını, çamaşırlarının ve elbiselerinin, özellikle sarıklarının bembeyaz olduğunu da bu kitaplardan öğrenebilirsiniz.
1600’lü yıllarda İspanya’da kurulan Engizisyon Mahkemeleri, binlerce Müslüman’ı insanlık dışı bir vahşetle öldürmüştür. Müslüman İspanyollar’ı, Hıristiyan İspanyollar’dan ayırt etmek için ilginç bir yöntem bulmuşlar. Bunun için dikkat ettikleri en belirgin özellik neymiş, bilin bakalım? Temizlik. “Temiz İspanyollar’ın tamamı Müslüman’dır! Öldürüüüünnnnn!”
Osmanlı ülkesini gezen İngiliz milletvekili H. Munro Butler Johnstone, ülkemiz insanlarının temizliğine dair şunları söyler: “Osmanlı, sadece yeryüzünün en kibar milleti değil, aynı zamanda en temizidir de. Temizlik onlar için sadece sıhhat amacıyla uyulan bir şey değildir. Temizliği, samimi olarak dinî görevlerinden biri sayarlar. Hıristiyanlar, pislik bulaşmış bir şeyi temiz kabul etmezler; fakat bir Türk, pisliğe hafif temas etmiş bir şeyin de kirli olduğunu kabul eder. Temizlik konusundaki hassasiyetlerinin bir sebebi de abdesttir ki, onu diğer milletlerden daha sık alırlar. Daha ötesi, Türkler’e göre evler de insanlar gibi tertemiz ve kirlenmemiş olarak tutulmalıdır. Hiçbir moda veya özenti, Türkler’i ayakkabılarını kapı dışında çıkarmaktan alıkoyamıyor.”
Avrupalı gezginlerin hakkımızda yazdıklarını okuyarak eğlenmeye devam edelim mi, ne dersiniz? Fransız gezgin Jean Thevenot, bakın neler diyor: “Türkler sıhhatli yaşarlar ve az hasta olurlar. Bizim memleketlerdeki bir sürü tehlikeli hastalıkların hiçbiri onlarda yoktur. İsimlerini dahi bilmezler. Öyle zannediyorum ki, Türkler’in bu mükemmel sıhhatlerinin başlıca sebeplerinden biri de sık sık yıkanmaları ve yiyip içmedeki itidalleridir. Onlar, gayet az yerler. Yedikleri de Hıristiyanlar gibi karmakarışık değildir. Yemeklerden evvel ve sonra elleri yıkamak, Türkler arasında vazgeçilmez bir âdettir. Sofradan kalkınca önünüze sıcak suyla sabun getirilir. Büyüklerin konaklarında ya gül suyu ya da güzel kokulu başka bir su da ikram edilir.”
Dr. Brayer de Durdent ise bu konuda şunları söylüyor: “Osmanlı, yıkanıp temizlenmeyi hiçbir zaman ihmal etmez. Takatten düşse bile çocukları, uşakları veya hanımı vasıtasıyla yıkanıp temizlenir. Öldüğü zaman da cenazesi bile dinî kurallara göre yıkanıp temizlenmeden tabutuna konmaz. Oysa Avrupalılar, hastalandıklarında veya takatten düştüklerinde temizlik kaygısını umumiyetle unutuverirler. Ölünce de evinde bulunabilen en kötü beze sarılıp dikildikten sonra tabuta konur. Ailesi, cesedinin en sathî bir şekilde temizlenmesini aklından bile geçirmez.”
İsterseniz Evliya Çelebi'den size bazı bilgiler verebiliriz. 17. yüzyılda İstanbul'da kaç tane hamam vardı, tahmin edebilir misiniz? O zamanın İstanbul’unda 4 bin 536 özel hamam ve 300 adet halka açık hamam bulunuyormuş. Onlardan birinin kapısında da şöyle güzel bir şiir yazarmış ki, her giren çıkan önce şu ibretli ikâzı okurmuş:
Tıynetin na-pak ise, Hayr umma sen germabeden
Önce tathir-i kalb et, sonra tathir-i beden.
“Eğer karakter ve şahsiyetin temiz değilse, sana bu hamamın hiçbir yararı olmayacaktır. Sen burada yıkanmadan önce git kalbini kötü duygulardan ve düşüncelerden temizle, ondan sonra vücudunu yıkayıp arındır!”
Sözümüze Kanuni döneminde İstanbul’a gelmiş bir İspanyol gezgininin notlarıyla devam edelim: “Türkler, biz Hıristiyanlar’ın pis olduğunu ileri sürüyor. Hâlbuki yıkanmak zararlıdır. İspanya’da hayatı boyunca iki defa yıkanmış erkek ve kadın yoktur. Yıkanmanın pek çok kişiye zararlı olduğu görülmüştür. Hele biz Hıristiyanlar, alışık olmadığımız için bize hiç iyi gelmez.”
17. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelmiş bir yazar olan Grelot ise bu konuda şunları söylüyor: “Türkler, yıkanmada çok aşırıya kaçarlar. Bu kadar sık yıkanmasalar muhakkak ki daha az hasta olurlar. Hemen her gün yıkandıkları için de beyinleri sulanmaktadır. Ayrıca Türkler’in umumi helaları da çok temizdir. Bizdeki gibi mabetlerin civarına ve duvarların dibine küçük ya da büyük abdest bozanlarını hiç görmedim. Türkler’in kendi yemek takımları ayrı, kedilere ve köpeklere yiyecek verdikleri kaplar ayrıdır. Köpekler, bizdeki gibi insanın tabağında arta kalanı aynı tabaktan yemez. Türkler bu âdetimize çok sinirleniyor; hatta sırf bu yüzden bize “köpek” diyenleri bile işittim.
Mark Kemmerich’in “Tarihteki Garip Vakalar” isimli kitabında şunlar anlatılır: “Paris’te 14. Louis zamanında hiç kimse sokakta giderken tepesine pis bir şey dökülmeyeceğinden emin olamazdı. Ancak geniş caddeler biraz emniyetteydi. Her an bir pencere açılarak süratle söylenen bir ‘Gare L’eau’ seslenişinden sonra bir lâzımlık veya leğenin içindeki pislik boşaltılıverirdi. Umumî helalar olmadığı için sokak köşeleri, sarayların ve kiliselerin civarı bu hizmetleri görürdü. Paris’te Palais de Justice’de; hatta Louvre sarayında bu nevi kirletmelere çok rastlanırdı. Bu sarayın avlusunda, salonlarında, kapı arkalarında güpegündüz tuvalet ihtiyacı görülür ve kimse bir şey demezdi. Bunun için 17. asırda birisi lâzımlığı keşfetmiş, bu buluş saraylara kabul edilerek kokunun biraz önü alınmıştır.” Aynı eserde pencerelerden sokağa lâzımlık dökme âdetinin ancak 1780 tarihinde yasaklandığı, İngiltere’de tuvaletin 17. asırda icat edildiği ve İsveç sarayında ise 20. asrın başlarında bile henüz tuvalet mevcut olmadığı için herkesin; hatta misafir krallarla prenslerin bile koridorlardaki paravanların arkasına gidip tuvaletlerini yaptıkları anlatılır.
“Bunlar eskidenmiş! Artık Avrupalılar temizliği öğrendiler.” diye itiraz edecekler için de şu paragrafı hediye ediyoruz. Bakın Hacettepe Hastanesi eski Acil Servis Şeflerinden Op. Dr. Timuçin Altuğ neler söylüyor: “Batılılar’ın elbiseleri ve görünüşleri belki bizi aldatabilir; ama onların içyüzleri korkunç denecek kadar kirlidir. Bunu Avrupa’da beş buçuk yıl Hıristiyanlar arasında yaşamış bir Türk hekimi olarak söylüyorum. Avrupa’daki Türk işçisi, ameliyata gelirken mutlaka iyice yıkanır. Tertemiz çamaşırlarını giyer, ameliyat sonu ne olur ne olmaz diye gusül abdesti alır. Ameliyat masasına pırıl pırıl çıkar. Alman hastalar ise Hıristiyan oldukları için Türk usulü yıkanmadan, gusül abdesti almadan, etek tıraşından ve taharetten habersiz, bütün pislikleri ile ameliyat masasına çıkarlardı. Bazen bir Türk hasta geldiğinde yanımdaki Alman hemşirelere göğsüm kabararak işçimizin temizliğini gösterirdim. Biraz sonra ameliyathaneye giren bir Alman’ın abdestten, taharetten nasibini almadığı için iğrenç durumunu işaret ederdim. Hayatında Türk usulü yıkanmamış, eteğini tıraş etmemiş, gusül abdesti veya namaz abdesti almamış, tırnaklarını kesmemiş ve tuvaletten çıkarken kâğıtla silinen, taharetten nasibini almayan bir Hıristiyan’la, İslâm dininin bütün kaidelerine harfiyen riayet eden tertemiz bir Türk işçisinin bir olmayacağı gün gibi aşikârdır.”
İlk yorumu siz yapın!

 

 

.
Etkinlik ve Özel Günler Takvimi
Takvim UFUK BT